İhvan
Mearicün Nübüvve Altıparmak Peygamberler Tarihi
Ürün Kodu: 9409862
Editörün Notu
Mearicün Nübüvve Altıparmak Peygamberler Tarihi Muinüd-din Muhammed Emin Hirevi Yayın Tarihi: 01 ocak 2013 Baskı Sayısı: 1. Baskı Dil: TÜRKÇE Sayfa Sayısı: 1000 Cilt Tipi: Sert Kapak Kağıt Cinsi: 1. Hamur kağıt Boyut: 16 x 24cm ÖNSÖZ BESMELE HER HAYIR KAPISININ ANAHTARI BESMELE BAŞLIYALIM KİTABA YÜCE ALLAH İSMİYLE RAHMET KAPILARINI SEN BİZE AÇ YA RABBÎ! ÜSTÜMÜZE BEREKET, MAĞFİRET SAÇ YA RABBÎ! Devamlı var olan, ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığının başlangıcı ve sonu olmıyan, zâtında, sıfatlarında ve işlerinde benzeri ve ortağı bulunmıyan, yaratılmışlardan hiçbirine benzemiyen; diri, bilici, işi- tici, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olmak sıfatlarına sâhib olan Allahü teâlâya, kulu, resûlü ve habîbi Ahmed-i Muhtar’ın hür-metine yarattıklarının sayısı kadar, sevdiği ve beğendiği şekilde hamd ü senâlar olsun! Bütün düâlar, iyilikler Onun peygamberi ve insanların her bakımdan en güzeli, en üstünü olan Muhammed Mustafa’ya (sallâllahü aleyhi ve sellem) ve onun yüksek, temiz ve: "Nûh aleyhisselâmın gemisi gibi" olan Ehl-i Beytine ve haklarında: "Eshâbım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtulursunuz" buyurulan Eshâbının hepsine (nd- vânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) ve bunları bize bildiren, tanıtan, sevdiren müctehid din imâmlarına, Ehl-i sünnet âlim ve velîlerine ve izlerinde gi-denlere olsun! Cenâb-ı Hak bütün insanlara, sayılamayacak kadar çok nîmet, iyilik vermiştir. Bunların en büyüğü, en kıymetlisi olarak da, Resûller ve Nebi-ler göndererek, ebedî saâdet yolunu göstermiştir. Ve: "Nimetlerimin kıy-metini bilir, emr ettiğim gibi kullanırsanız, onları arttırırım. Kıymet-lerini bilmezseniz, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, şiddetli azâb ederim" buyurmuştur. Bugünkü Türkçeye çevirip, bu sadef içindeki eşsiz incileri umûmun faydasına sunduğumuz, ALTI PARMAK adıyla tanınan bu eşsiz kitabın aslı fârisidir. Müellifi MUİNÜ’L-MİSKİN adıyla bilinen Muinüddin Muhammed Emin bin Hac Muhammed-i Ferahi Hirevî’dir. İran’ın tanın-mış hadîs âlimlerinden olup, mahlası Muinî’dir. Otuzbir sene hadîs tahsil etti ve bu zaman zarfında her Cum’a Herat’daki Ulu Cami’de vaaz verdi. Bir sene müddetle bu şehirde kadılık ettiyse de, kendi isteği ile bu vazife-den çekildi 866 "m. 1461-62" yılında arkadaşlarından birinin recâsı üzeri-ne, Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatı hakkında küçük bir eser kaleme aldı. Bu küçük kitab, zamanla genişleyip, şarkta fevkalâde rağbet gören bir hal tercemesi "ME ve Acirc;RİCÜ’N-NÜBÜVVE FÎ MED ve Acirc;RİCÜ’L-FÜTÜVVE" hâline geldi ve ancak 891 "m. 1486" sene-sinde tamamlanabildi. Resûlüllahın (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatını son derece etraflı anlatan bu eserin baş tarafında diğer peygamberler (aleyhimüsselâm) hakkında da geniş mâlûmat verilmektedir. Eser, bir mu-kaddime, dört bölüm ve bir hâtime’den ibarettir. Bu büyük eserden başka, bir tefsir "Bahru’d-Dürer" ile bir kırk hadîs mecmuası "Ravdatü’l-Va- izîn" meydana getirmiştir. Peygamberlerin hayatlarına dair çalışmalarına devamla, 904 "m. 1498-1499" de bitirdiği Mûsâ aleyhisselâmın hayatına dair bir eser. "Mu’cizât-ı Mûsevi" veya "Kısas-ı Mûsevi" ile Yûsuf aleyhisselâm ile Züleyha’ya dâir "Ahsenü’l Kısas" yazdı. 907 "1501- 1502" de vefât etti. Bu eserin Altıparmak tarafından "ölümü 1033- m. 1624" tercemesi "Delâilü’n-Nübüvvet-i Muhammedi" adı altında basılmıştır. Eserin fâ- risîden Osmanlıcaya tercemesini yapan kemâl ve mârifetler sâhibi, vakti-nin bir tanesi âlim, âmil, Fâdıl Muhammed ibni Muhammed "Altıpar-mak" efendi hazretleri Üsküp şehrinde doğmuş, büyümüş ve ilim tahsil etmiş, Çıkrıkçızâde denmekte meşhur olmuş idi. Medrese tahsilini ta-mamladıktan sonra tasavvufa da merak etmiş ve Bayramiyye tarikatı ulu-larından Seyyid Ca’fer efendi , hazretlerinden inâbe almış, sonra bay-ram hilali gibi gönüllerin maksadı olan İstanbul’a gelmiş, va’z ve nasîhat kürsüsüne çıkıp ilim neşr etmiş idi. Nice yıllar sultan Muhammed han ca-misinde va’z , tezkir, nakl-i hadîs ve tefsîr ve şöhreti âlemi tuttuktan son-ra Mısır’a yani Kahire’ye gitmiş, orada da meşihat mesnedinde bulunmuş idi. Hac farizesini edâ ettikten sonra. Kahire’de parmakla gösterilen âlim-lerden olup, arab âlimleri üstünlüğünü teslim ve kendisini emsalinden takdim etmişler idi. Bin otuzüç "m. 1624" yılında vefât eylemiştir. "Altıparmak" adıyla tanınmış olan eseri, Molla Miskinin farsça ola-rak yazdığı "Meâricü’n-Nübüvve fi Medâricü’l-Fütüvve" sinin terceme- sidir. Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) hayatından bahs eden bu eser ba-sılmıştır. "Tercüme-i Nigaristân-ı Gaffâr" ve "Kâşifü’l-Ulûm ve Fâtihu’l- Fünun" ve "Terceme-i Sittin fi Câmi’il-Besâtin" başlıca eserlerindendir. Enbiyânın serveri, asfiyânın rehberi, Risâlet kubbesinin hümâsı, ya-kınlık makâmının ankası, Rabb-i cemîlin Halîl-i celîli, Hak yolunun eşsiz delîli, öncekilerin öncekisi, delillerin yol göstericisi, İlâhî nûrların meb-dei, kemâl mertebelerinin müntehası, bütün peygamberlerin ümmetlerinin şefâatçısı, bütün hasta ve sakatlann şifa sunucusu, her iki dünyanın efen-disi, din ve dünyanın büyüğü, peygamberlerin imamı, evliyanın pişvası, kıyâmet gününün şefâatçısı, Kibriyâ’nın mahbubu "sevgilisi", asfiyanın medar-ı iftihârı Ahmed-i Müctebâ Muhammed Mustafa (sallâllahü aleyhi ve sellem) den söz söylemek, Cenab-ı Hakkın, Kur’ân-ı kerîmde çok yer-de övdüğü ve "Seni âlemlere, yalnız rahmet olarak gönderdik" buyur-duğu, o bütün insanların her bakımdan en üstünü ve en güzelinden bah-setmek, bizim gibi âcizler için, denizi bir bardağa sığdırmaktan daha zor-dur. Bunun için, O Birinci Bin’in müceddîdi, o İslâm semasının kıyâme- te kadar batmayacak güneşini, o her mahlukun varlığına sebebini, kısaca kâinâtın direğinin anlatılmasını, kendisinin müjdelediği İkinci Bin’in mü- ceddidi, dînin yenileyicisi, kuvvetlendiricisi ve nûrlandırıcısı İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fâruki Serhendi’den (kuddise sirruh) dinleyelim: BİRİNCİ CİLD 44. MEKTUB Bu mektub, Nakîb, seyyid şeyh Ferid’e gönderilmiştir. İnsanla-rın iyisini medh etmekte ve ona uymağa teşvik etmektedir: Merhamet ederek göndermiş olduğunuz, kıymetli mektûbunuz, en iyi bir zemânda, fakîri şereflendirdi. Okuyarak mesrûr olduk. Allahü te- âlâya hamd olsun ki, Muhammed aleyhisselâmın fakrinden, size mîrâs na- sîb olmuş. Fakirlere karşı teveccüh ve sevgi ve onlara bağlılık, bu mîrâs- dan hâsıl olmakdadır. Hiçbirşeyi olmayan bu fakîr, ne cevâb yazacağımı şaşırdım. Arabın en hayırlısı olan, büyük ceddinizin üstünlüklerini bildi-ren haberleri yazarak, bu mektûbumu, âhıretde azâblardan kurtulmak için vesîle yapacağım. Aleyhissalâtü vettehıyye efendimizi medh etmeğe kal-kışmıyorum. Yazılarımı, Onun ile kıymetlendiriyorum. Beyt: Muhammed aleyhisselâmı medh edemiyorum; Onunla, yazılarımı kıymetlendiriyorum. Allahü teâlâya sığınarak ve Ondan yardım dileyerek bildiriyorum ki: Muhammed (aleyhisselâm), Allahü teâlânın resûlüdür. Adem oğullarının seyyidi, efendisidir. Kıyâmet gününde, kendisine uyarak Cehennemden kurtulanların en cömerdidir. [Seyyid Abdülhakim-i Arvasî buyurdu ki: Her Peygamber, kendi za-manında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üs-tündür. Muhammed (aleyhisselâm) ise, her zemânda, her memleketde, ya'nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncıya kadar, gelmiş ve ge-lecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu, güç birşey değildir. Dilediğini ya-pan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdurj. Kıyâmet günü kabirden en önce O kalkacakdır. En önce, O şefâ'at edecekdir. En önce, Onun şefâ'ati kabûl olacakdır. Cennet kapısını önce O çalacakdır. Kapı, Ona hemen açılacakdır. "Livâ-i hamd" denilen sancak, Onun elinde bulunacakdır. Adem (aleyhisselâm) ve Onun zemânından kı- yâmete kadar gelen her mü'min, bu sancak altında bulunacakdır. Bir ha- dîs-i şerîfde, "Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin sey- yidiyim. Hakikati bildiriyorum, öğünmüyorum" buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, "Allahü teâlânm habîbiyim, sevgilisiyim. Peygamberlerin re-isiyim. Öğünmek için söylemiyorum." Bir hadîs-i şerîfde, "Peygam-berlerin (aleyhimüsselâm) sonuncusuyum, öğünmüyorum. Ben Ab- düllahın oğlu Muhammedim (aleyhissalâtü vesselâm) Allahü teâlâ in-sanları yaratdı. Beni insanların en iyisinde yaratdı. Allahü teâlâ, in-sanları fırkalara "kavmlere, ırklara" ayırdı. Beni, en iyisinde bulun-durdu. Sonra bu en iyi fırkayı kabilelere "cemâ'atlere" ayırdı. Beni en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemâ'ati evlere ayırdı. Beni, en iyi evden "ya'nî âileden" dünyâya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi âiledenim. Kıyâmetde, herkes susduğu zamân, ben söyliyeceğim. Kimsenin kımıldıyamadığı vakitde, onlara şefâ'at ediciyim. Kimsede ümid kalmadığı bir zemânda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyi-lik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Livâ-i hamd be-nim elimdedir. İnsanların en hayrlısı, en cömerdi, en iyisiyim. O gün emrimde binlerce hizmetçi vardır. Kıyâmet günü, Peygamberlerin imâmı, hatibi ve hepsine şefâ'at edici benim. Bunları öğünmek için söylemiyorum. "Hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek vazifem-dir. Bunları söylemezsem, vazifemi yapmamış olurum" buyurdu. O ol-masaydı (aleyhissalâtü vesselâm), Allahü teâlâ, hiçbirşeyi yaratmazdı. Rab olduğu, ma'bûd olduğu meydâna çıkmazdı. ve Acirc;dem (aleyhisselâm), su ile toprak arasında iken "ya'nî çamuru yoğrulurken" O (aleyhisselâm) Peygamber idi. Beyt: Günâh işlese de, çekilmez hesâba, Böyle bir seyyidin izindeki kimse. Bütün insanlığın seyyidi, en üstünü olan, böyle bir Peygambere (aleyhissalevâtü vettehıyyât) inanan, Onun yolunda giden kimse, elbette ümmetlerin en iyisi olur. ve Acirc;l-i İmrân sûresi yüzonuncu âyetindeki: "Siz ümmetlerin, din sâhiblerinin en hayırlısı, en iyisisiniz!" bunlara müj-dedir. Ona inanmıyan, [Onu anlıyamıyan, kendileri gibi sanan], insanla-rın en kötüsüdür. Tevbe sûresinin, doksansekizinci âyetindeki: "Vahşî, kalbleri katı câhiller, sana inanmaz. Dahâ çok münâfıkdırlar" bunla-rı göstermekdedir. Dünyânın bugünkü hâline, Onun sünnet-i seniyyesine "ya'nî şerîatine" uymakla şereflendirilenler, ne kadar bahtiyârdır. Onun dînine inanan, Ona ümmet olanın, az bir iyiliğine katkat sevâb verilir. Es- hâb-ı Kehf "ya'nî Tarsusdaki mağarada bulunan yedi kişi" bir güzel iş yapmakla, yüksek derecelere kavuşdu. Bu işleri de, din düşmanları, her tarafı kapladığı vakit, kalblerindeki îmânı korumak için, başka yere hicret etmeleri idi. Bugün, Ona îmân edip, az bir ibâdet yapmak, sanki düşman saldırıp, her tarafı kapladığı zamânda, askerin, az bir hareketinin çok kıy-metli olmasına benzer. Sulh zamânında, askerin, bundan katkat fazla ça-lışması, böyle kıymetli olamaz. Muhammed aleyhisselâm, Allahü teâlânın mahbûbu olduğu için, Onun izinde giden, mahbûbluk derecesine yükselir. Çünki, muhib "ya'nî âşık" sevgilisinin ahlâkını, alâmetlerini kimde görürse, onu da sever. Ona uymıyanlarm hâlini, bundan anlamalıdır. Beyt: Muhammed aleyhisselâm, yüzü suyudur cihânın, Kapısının toprağı olmıyan, toprak altında kalsın! Eshâb-ı Kehf gibi hicret edemiyen, bâtın yolu ile hicret etmeğe ça-lışmalıdır. Düşmanlar arasında bulunurken, gönülleri, onlardan ayrı, uzak olmalıdır. Allahü teâlâ, bu sûretle de, seâdet kapılan açabilir. Nazik başı-nı ağntmamak için, mektûbuma son veriyorum. Allahü teâlâ, kerîm olan babalarınızın yolundan ayırmasın! Size ve onlara kıyâmete kadar selâm olsun! ve Acirc;mîn. Aziz okuyucu! Resûlüllah efendimizi (sallâllahü aleyhi ve sellem) anlatan böyle bir kitabı, siz okuyucularımızın istifadesine sunmak ve bu yolda dînine hizmet etmek fırsat ve saadetini bize bahş eden Cenab-ı Hak-ka şükr ediyor, günâhlarımıza kefâret olur düşüncesiyle ve ındellah mak-bul tutulur zannıyle ve İslâm dînine hizmet etmek baş gayesiyle, sıkıntı ve imkânsızlıklara katlanarak çalışıyor, gayret ediyor. Kitabevimizin çıkardı-ğı kitablar, ehl-i sünnet îtikâdını, mezhebin sağlam bilgilerini, ilmi ile âmil olmağı ve Resûlüllaha (sallâllahü aleyhi ve sellem) tâbi olmağı, ah-lâk bilgilerini bildiren, sapık fikirlerden bid’at düşünce ve yollardan uzak, sağlam esaslar üzerine yazılan kitaplardan terceme ve te’liftir. Bunun için hiç çekinmeden tavsiye edebiliriz. Cenâb-ı Hak, yılmadan yorulmadan yazan büyük İslâm âlimlerinin rûhlarına rahmet eylesin ki, Kur’ân-ı ke- rîm’in hadîs-i şeriflerin ma’nalarım anlayıp, icma ve kıyasla berâber bize bildirdiler. Aldanmaktan, yanılmaktan kurtardılar. Biz onlara uyduğumuz, onları kabûl ettiğimiz kadar doğru yoldayız. Büyüklerimizin: "Dört mez- hebden birini kabûl etmeyip, onunla amel etmeyen sapıktır" sözleri, bir kerâmettir. Çünkü zamanımızda mezheblere karşı, hattâ mezhebleri ce-halet neticesi kabûl eden ma’nevî ledünnî ve huzûrî ilmi inkâr eden, ta-savvufu ve ehlini ya’ni Ca’fer-i Sâdık, Hasan-ı Basrî, İbrâhim-i Edhem, Fudayl İbni İyad, Ma’ruf-i Kerhî, Bayezid-i Bistâmî, Abdulkadir-i Geylâ- ni, Şihâbüddîn-i Sühreverdî, Seyyid Ahmed Rufâî, Necmeddîn-i Kübrâ, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Buhârî, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, İmâm- ı Rabbâni’yi bu ilim, amel, edeb ve ahlâk, kısaca şerîat timsallerini redde-denler, elbette sapıktırlar ve çıkacakları önceden haber verilmiştir. Aziz okuyucu! Resûlüllah'ın (sallâllahü aleyhi ve sellem) hidâyet yıl-dızları diye bildirdiği Eshâbına dil uzatan, onlara uymak değil, hatâlarını aramak ve saymağa kalkmak yolunu açan İbn-i Teymiye'nin bozuk fikir-lerine aldananlardan, onu tebcil edenleri, profesör de olsa yaldızlı sözle-rine kanmaktan sakın, aslandan kaçar gibi kaç. Bu dîn-i mübîni bize bil-diren, mezheb imamlarına, müctehid talebesinin ve mezhebindeki âlimle-rin kitablarına sarıl. Onları oku. Onların bildirdiklerine uy, onlarla amel et. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi amel eyle. Kurtuluş fırkası budur. Aziz okuyucu! Resûlüllah efendimizden (sallâllahü aleyhi ve sellem) şefâat istemeyi küfür sayan, ziyâretine ve evliyânın kabirlerini ziyârete şirk diyen Vehhâbîlere aldanma! Sevgi ve muhabbetleri kurtuluş vesilesi olan evliyâya hüsn-i zan ve muhabbet üzere ol. Son zamanlarda memle-ket dışında ve içinde çıkan Abduh, Rıza Reşid, Seyyid Kutub, Mevdûdi ve Hamidullah gibi reformculara aldanıp, ehl-i sünnet velcemâat âlimle-rinin bildirdiklerinden ayrılma! Onların kitab ve sözlerine karşı yazılan reddiyeleri oku! Sorumluluktan kurtulmak için haber vermek bize, hüsn- i kabûl ve ileriyi gören akıl ile inceleyip tasdik size düşer. Cenâb-ı Hak, Habîbi Muhammed Mustafa'nın (sallâllahü aleyhi ve sellem) şefâatine kavuşturduklarından eylesin! Hatâ ve kusurlarımızı hüsn-i niyyetimize ve Habîbine ve Eshâbına, tâbiîne, müctehid din imam- A lanna, âlimlere ve velîlere olan sevgimize bağışlasın. Amin, yâ Rabbel âlemin! A. F ve Acirc;RÛK MEY ve Acirc;N 27 Ağustos 1976 1 Ramezân-ı mübârek 1396

